30 Ağustos 2016 Salı

Siz Hiç "Clive Barker's Undying" Oynadınız Mı?


Rockpapershotgun takip ettiğim az oyun sitesinden biri. Haftada bir "Have you ever played..?" diye bir bölüm yayınlıyorlar. Bu bölümü de keyifle takip ediyorum. Eski amiga oyunlarından daha 2-3 sene öncenin underrated oyunlarına kadar değişik oyunları hatırlatmayı amaçlıyorlar. Ben bu fikri çok sevdiğim için devşirmekte bir sakınca görmedim. Bu köşe benim için nostaljik önemi olan, sevdiğim oyunları tekrar anacağım bir bölüm olacak. Rockpapershotgun'ın serisi için burayı tıklayabilirsiniz.

Level dergisini okumakta olan bir lise talebesi iken, en büyük fantezilerimden biri haftasonu eve geldiğimde (yatılı okuyordum çünkü) babamın işyerindeki bilgisayarında (benimki çoğu oyunu kaldırmıyordu çünkü) oyun oynamaktı. Pek çok oyunu da orada tek başıma, korkaraktan bitirdim.

Undying ne piyasaya çıktığı sene yeterince ilgi gördü, ne de sonradan bir klasik olarak tekrar anıldı. Ama yine de eleştirmenler tarafından fazlası ile beğenildi. Şu an hala metacriticte %85'lik bir not ortalaması ile 2001 yılının en iyi 21. PC oyunu olarak yerini koruyor.

Clive Barker zaten Hellraiser serisinden de bildiğimiz, yaşayan en meşhur korku ustalarından biri. Kendisi bir yazar olmakla birlikte sinemaya ve oyun sektörüne de el atmış bulunmakta. Kendisinin işlerine çok aşina değilim, ama Undying o dönemde oynadığım hiçbir oyuna benzemiyordu. Ve sonrasında da oynadığım hiçbir oyun korkutmak konusunda Undying'in yanına yaklaşamadı. Oyunun her bölümü yaratıcılık ve zeka kokuyordu. Çoğu bölümü yalnız oynayamadığım için, benden bir yaş büyük dayımı çağırıyordum. İkimiz de hala bu oyunu oynadığımız günleri dehşet ile yad ederiz.

Undying korkunç ve dev bir malikanede başlıyordu. Patrick Galloway, bir 1. dünya savaşı gazisi, yıllardır haber alamadığı arkadaşından gelen bir yardım çağrısı ile onun evine gidiyordu. Arkadaşı Jeremiah Covenant ailesine musallat olan korkunç bir lanetin, bir tanrının lanetinin çözülmesi için çağırmıştı bizi. Malum biz de bu tür konularda kısmi bir eksperliğe sahiptik. Beş kardeşten oluşan ailesinin bir lanet ile dağıldığını, her birinin farklı şekillerde kafayı yediğini ve bambaşka yerlere gittğini öğreniyorduk. Hasta yatağında yatan Jeremiah'a yardım etmek için malikanede başladığımız yolculuğumuz, garip budist tapınaklardaki vampir soyuna, korsanların kara büyü ile haşır neşir olmasına, kardeşinden nefret eden cadı ablanın işkencelerine kadar uzanıyordu. İrlanda'nın kırsalında geçirdiğimiz uzun, karanlık ve korkutucu yolculuklar sırasında uğursuz ulumalar duyuyorduk. Hikaye ilerledikçe biz de güçleniyorduk, ama düşmanlarımız da daha korkunç ve çetin bir hale geliyordu. Hikayenin aşırı derece Lovecraft-vari bir yanı olduğunu kabul etmem gerek.

Karlar altında manastır gezintisi
Teknik açıdan Undying büyük bir başarıydı. Gördüğüm en güzel kar efektleri bu oyundaydı. Grafikleri de mükemmeldi, EA Games'in elinden çıkma olduğu belliydi ve Unreal motoru ile yapılmıştı. Oynanışta bir FPS olmakla birlikte, RPG elementleri içeriyordu. Oyunun ilginç özelliği bir elimizde değişik ve otantik silahlarımızı tutmakla birlikte, diğer elimizle değişik büyüler yapabiliyorduk. En uç noktalarda bu ikisini birbirine karıştırarak çılgın silahlar elde edebiliyorduk. Silahlar ise bir kafa kesen oraktan, buz topu püskürten kaplan kafasına kadar oldukça değişikti. Büyüler de çoğu zaman biz kullandıkça level atlıyordu ama patlayan kafataslarına kadar çok başarılı ve güçlü büyülere ulaşabiliyorduk. Çoğu zaman ilerlemek için bulmacaları çözmeliydik. Boss dövüşleri ise efsaneydi. Her kardeşle, ve onlara musallat olan bazı ana figürlerle, karşılaşmalar tam anlamıyla unutulmayacak deneyimler. Arada 15 yıl geçmiş ama ben Lizbeth'i hala unutmam. Neredeyse kafayı yemiş, borderline bir vampiriçe, kanımızı emmek için üzerimize çullanıyordu. Korkudan mouse'u fırlattığım jump-scare sahneler de yok değildi. Ama gerçekten bu kadar yoğun bir atmosferi kaç oyunda gördüm bilmiyorum.

Undying'i geçen yıllar içinde defalarca kez oynadım. En son 3 yıl önce bir kere daha bitirdim. Bir kere daha oynarken gerçekten nasıl bir başyapıt olduğunu düşündüm. Ne yazık ki satışlarının yetersiz olması sebebiyle rafa kaldırılmış bir proje olmasına rağmen, prodüksiyon olarak kusursuz derecede iyiydi. Yıllardır pek çok korku oyunu oynadım, ama hiçbirinin hikayesi Undying'in yanında geçemedi. (Kabul, Silent Hill 2 hariç.)

Siz hiç "Undying" oynadınız mı? Oynamadıysanız, hala çok geç değil. İnternette hala kolaylıkla bulunuyor.

Oyunun ana menüsünde bir süre beklediğinizde çalmaya başlayan müziği unutamayanları buraya alalım. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder